Showing posts with label polat. Show all posts
Showing posts with label polat. Show all posts

Wednesday, April 25, 2007

Polat Alemdar a Uzun Geldi

"Kurtlar Vadisi-Pusu"da, boy farkı yüzünden son anda Necati Şaşmaz'ın partneri değiştirildi.

Hande Subaşı fotoğrafları için tıklayın

Nefise Karatay fotoğrafları için tıklayın

Geçtiğimiz hafta yayına giren "Kurtlar Vadisi-Pusu"da, boy farkı yüzünden son anda Necati Şaşmaz'ın partneri değiştirildi. Hande Subaşı, boyu Şaşmaz'dan uzun olduğu için rolünü

Nefise Karatay'a kaptırdı.
Son dakika değişikliği"Kurtlar Vadisi" dizisindeki Polat Alemdar karakteriyle şöhreti yakalayan Necati Şaşmaz, geçtiğimiz hafta "Kurtlar Vadisi-Pusu" ile yeniden izleyici karşısına çıkmaya başladı. Ancak dizinin kastında, Şaşmaz'ın boyu göz önüne alarak son anda bir değişiklik yapıldı ve Hande Subaşı'nın yerine Nefise Karatay ile anlaşıldı.

İkili sahneler sorun yarattı
İddiaya göre değişikliğin nedeni boy farkı... Yapım ekibinin, dizinin ilerleyen bölümlerinde senaryo gereği Polat'la aşk yaşayacak olan Subaşı'nın fazla uzun boylu olduğunu, ikilinin birlikte yer alacağı sahnelerde ortaya çıkacak görüntünün de ekranda hoş durmayacağını düşünüp son anda Karatay'la anlaştığı konuşuluyor.

Tuesday, April 24, 2007

Polat'ın kahramanlığı halktan, gücü devletten

Kurtlar Vadisi dizisindeki Polat karakteriyle adından söz ettiren Necati Şaşmaz, tekrar ekranlara dönen Kurtlar Vadisi Pusu ve Polat karakteriyle ilgili çok özel açıklamalarda bulundu
‘Kurtlar Vadisi Terör’ yayından kaldırılınca milyonlarca hayranı büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. O an içinizden hangi duygular geçti?

Bu iş bitti diye düşünmüştüm. Show TV’de dizinin yayına gelemeyeceğine dair ibare yayınlandığı anda telefonlarımız susmuyordu.
Milyonlarca insan duruma tepki gösteriyordu. Ama o an bizim senaryo ekibi ne yapıyordu biliyor musunuz? O susmayan telefonların arasında oturup, bir komedi dizisi yazdılar.
Henüz yayına girmedi ama yakında gösterilecek olan ‘Hayat Kavgam’ dizisinin senaryosunu. Aslında bu hayata karşı bir duruşun ifadesiydi. “Her şey bitmedi, yapacak daha çok şeyimiz var”ın bir göstergesiydi. Sonra Raci (Şaşmaz) geldi ve “Pusu’yu düşünüyorum” dedi. Kısa zamanda da kafasından geçen şey oluşturuldu. Kurtlar Vadisi Pusu’yu hayata geçiren şey işte bu kararlılıktır.

Bu kadar büyük bir ilgi görmek Necati Şaşmaz açısından nasıl bir duygu?

İnsanların izledikleri ben değilim, Kurtlar Vadisi. Bizim dizimizin bir tek starı vardır o da senaryo. Ben orada mekanizmanın önemli bir dişlisi, parçasıyım... Ama Polat Alemdar’ın seviliyor olması hoşuma gidiyor. Çünkü Necati Şaşmaz olarak ve bir Kurtlar Vadisi izleyicisi olarak ben de Polat’ı seviyorum.

Canlandırdığınız karakterin en çok hangi yönünü seviyorsunuz?

Polat’ın en çok namuslu oluşunu seviyorum. Bir de Polat, vatanını, milletini, devletini çok seven bir karakter. Ben de onun bu bitip tükenmeyen sevgisine aşığım.

Sizden sonra benzer projeler üretildi ama hiçbiri Kurtlar Vadisi kadar benimsenmedi. Bunun sırrı nedir?

Hiç bir zaman fotokopi aslının yerini tutmaz. Hele ki noterlik bir işiniz varsa, fotokopinin asla işe yaramadığını görürsünüz. Diğerlerini aşağılamak için söylemiyorum, sonuçta onların da emekleri vardır. Ama biz asıl olduğumuz için daha fazla sevilmemiz gayet normal.

BİR KALPTE İKİ AŞK OLMAZ

En merak edilen konulardan biri de dizideki aşkı Elif’ten sonra Polat’ın hayatına yeni bir aşk girip, girmeyeceğiydi.
İlk bölümde Nefise Karatay’ın canlandırdığı Ahu Toros karakteriyle bir yakınlaşma olabileceğinin sinyalleri geldi. Polat’ın, büyük aşkı Elif’i bu kadar kolay unutması garipsenmez mi?

Polat’ın masasının üstünde hâlâ Elif’in resmi var. Elif kolay unutulmaz. Ama hiçbir hayat yoktur ki, çok büyük aşk yaşasın ve sadece o aşkla kalsın. Muhakkak sevgiler olur. Yine de ne yönde gelişmeler olacağını ileriki bölümlerde izleyip, göreceğiz.

Necati Şaşmaz’ın gerçek hayatında yaşadığı büyük bir aşk var mı?

Elif kadar sevebildiği birisi yok.

Bir röportajınızda hiç aşık olmadığınızı açıklamıştınız. Sizce böyle bir şey mümkün mü?

Mümkün. Şu ana kadar hiç aşık olmadım. Ama daha ölmedim. Öyle bir aşk yaşamak isterim...

O boşluğu nasıl doldurdunuz?

Ben aşktan ziyade sevgiye önem veren bir insanım. Aşk yaşamak güzel ama insan kimyasını bozan tarafları var. Çok zirvede yaşanan, sonra da döküntülere uğrayan bir şeydir aşk. Sevgi ise kalıcı ve çizgisi devam eden bir şey. Bu yüzden aşka değil sevgiye inanan biriyim.

Peki Polat’ın kalbinde hem Elif’i taşıyıp hem de Ahu’ya aşık olması mümkün mü? Şöyle sormak lazım bir kalpte iki aşk olur mu?

Bir kalpte iki aşk olmaz, ama birden çok sevgi olabilir. Polat ile Elif aşkı yaşamış ama Elif hayatını kaybetmiş. Aşk sevgiye dönüşür. Hayatında yeni bir aşk bulabilir. Bu da Polat’ın duygusunun başka bir kaba girmesi gibi algılanabilir.

Polat’ın kahramanlığı halktan, gücü devletten

Bizim izleyicimizle aramızda özel bir bağ var. Herhangi bir olayı anlatırken, geçmiş sahnelere dönmemiz ve değişik vurgular yapmamız izleyiciyi şaşırtmıyor.
Kurtlar Vadisi Pusu’da da önceki Vadi’nin 20. veya 30. bölümleriyle bağlantılar yapacağız. Ama seyircinin o olayları da hemen hatırlayacağına eminim.
Örneğin Polat’ın içerisinde olduğu KGT diye bir kurum vardı. Bazı olaylar nedeniyle bu kurumla kavgası oldu ama Polat KGT’ye özünden bağlı.
Şimdi de ajan olarak her zamanki gibi devleti için çalışacak. O yüzden Polat kahramanlığını milletten, gücünü devletten almaya devam edecek.

Sözler küçük ama anlamları büyük

Kurtlar Vadisi Pusu’nun küresel çeteyi anlatan bir konusu var.
Olayları yine Polat Alemdar’ın gözüyle anlatacağız. Çünkü o, olaya hem sıradan bir vatandaşın gözüyle hem de bir devlet görevlisinin gözüyle bakıyor.
Hikayenin kurgusu onun üzerine. Anlatacağımız konu ise Avrasya’dan yönetilen bir küresel çetenin Türkiye uzantıları ve iç içe geçmiş kimi zaman birbirine tamamen zıt kuvvetler.
Aslında yeni dönemde de seyircimizin yabancı olmadığı bir konsept üzerinden yürüyeceğiz. Küçük detaylar ve ufacık sözler üzerinden büyük şeyler anlatacağız.

Pusu’da bu kez konsey yok

İlk bölümde dikkati çeken şeylerden biri de geniş kadronuz oldu. Özellikle tiyatrocuların ağırlıkta olması özel bir tercih miydi?

Dün sizin gazetenizde yeni oyuncu kadrosunu görünce bir kez daha şaşırdım. 24 tane yeni isim var. Her biri birbirinden önemli ve usta isimler.
Bizim jenerik aktıkça insanın ‘aaa bu da var, o da burada’ diyesi geliyor.
Hani tiyatrolarda büyük bir sanatçı sahneye dahil olduğunda bir alkış kopar ya, bizim dizide de her usta ekrana çıktığında insanın alkışlayası geliyor. Bu kadar çok önemli isimle aynı projede yer almaktan dolayı mutluluk duyuyorum.

'Bize Ermeni Polat AIemdar lazım' (Ece Temelkuran - Milliyet)

Yazar Ece Temelkuran, Ermeni ve Hıristiyan vatandaşlarımızın yavaş yavaş bavullarını toplamaya başladığını belirterek, çözüm adresi olarak Polat Alemdar'ı gösterdi.


Ece Temelkuran'ın köşe yazısı
Kan kırmızı çizgiler

Kafamızdaki sınırlar, içimizin en derinine sakladığımız kırmızı çizgiler kritik olaylarda ortaya çıkıyor. Ortalık sütlimanken uzlaşmak kolay. Ama Hrant'ın ölümünden sonra "Hepimiz Ermeniyiz" sloganı atıldığında birileri çıkıp bağırıyor:
"Ben Türküm! Türküm! Türküm!"
Anlıyoruz ki, alçakça işlenmiş bir cinayete karşı olduğunu anlatmak için, kendini bir dakikalığına bile Ermenilerin yerine koymaya katlanamayanlar var.
Yarılma başlıyor böylece. Ardından Malatya katliamı geliyor. Bu kadar hunharca bir cinayeti hakkıyla kınamakta zorlananlar var.
Mümtaz Soysal, misyonerlik faaliyetlerini yasaklamamanın sonucunun bu olduğunu yazacak kadar uzaklaşabiliyor temel insan haklarından. Ardından, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün çıkıp bağıra çağıra, hem de böylesi bir cinayetten sonra, kiliselerin açık adreslerini canlı yayında veriyor. Hatta iki kez tekrar ederek.

Boğazlananın metaneti
Başbakan, Protestanların temsilcisi İhsan Özbek'in tepkisini "kinci, tahrik edici" buluyor. Neden boğazı kesilenden metanet bekleniyor, bilemiyoruz. Bu konuda televizyonlarda konuşan hemen herkes, sanki yasakmış gibi "meşum misyonerlik faaliyetlerinden" söz ediyor.
Bu memleketin baştakiler döv deyince öldürdüğünü, imamın hapşırması halinde cemaatin ağır nezleye yakalanma geleneği olduğunu hepimiz biliyoruz.
Maraş, Çorum, Sivas katliamlarını yaşamış, Papa'ya silah çekenleri "kahraman" ilan etmiş, rahip Santoro cinayetinden sonra tek suçluyu "Hıristiyanlık faaliyeti" olarak görme eğilimi göstermiş bir memlekette yaşıyoruz. Bu memlekette katillerden ziyade mağdurları hedef göstermek bu memleketin genç, öfkeli, aşırı milliyetçi ve aşırı İslamcı gençlerine ne diyor?

Bir avuç öteki öldürülerek, kaçırılarak bitecek nihayet. Aldığım haberlere göre Ermeniler, Hıristiyanlar yavaş yavaş bavullarını toplamaya başladılar. Bu ülkeden hiç gitmek istemeseler de, içleri kan ağlasa da artık boğazlarının kesilebileceği ihtimaliyle yaşamak istemiyorlar.
Yakında gözle görünmeyen bir göç yaşanacak bu ülkede. Başladı bile. Henüz bu bilgi yeterince açığa çıkmadı, ama oluyor. "Öteki" ilan edilenler gidiyorlar. Sonunda ne olacak peki?
Hrant'ın ve Malatya'daki insanların öldürülmesine neden olan mekanizma faşizmin en basit mantığına dayanıyor:
Düşman ihtiyacı!
Faşizmle sakatlanmış bir toplum, düşman olmadan ayakta kalamaz. Yeni düşmanlar bulması, eğer yoksa üretmesi, imal etmesi gerekecek. Bu genç çocuklar, Hıristiyanlar, Museviler, Ermeniler tükenince bu kez kendilerinden "daha az Müslüman", kendilerinden "daha az Türk" bulduklarına saldırmaya başlayacaklar. Baştaki "imamlar" hapşırmaya devam ettikçe onların nezlesi azacak.

Ermeni Polat lazım
Televizyondan konuşmakla, köşelerden lanetlemekle, açıklamakla olmuyor. Bizim sözlerimiz bu çocuklara ulaşmıyor. Bizim sözlerimiz cinayetlerin tezgâhlandığı "ocaklara", internet kafelere giremiyor.
Oralara girecek sözler lazım bize, oralara girecek medya ve siyasi örgütler. Eğer sadece onu ciddiye alıyorlarsa daha insani, daha aklı başında bir Polat Alemdar. Ermeni, Musevi, Hıristiyan dostları olan bir Polat Alemdar.
Bu bir çaresizliğin ifadesi olabilir, hatta size komik gelebilir. Ama zaten bize komik, akıl almaz gelecek argümanlarla kafaları doldurulmuş çocuklar işliyor bu cinayetleri. Biz de o çocuklara akıl almaz ve komik geliyoruz. Aramızdaki çizgiler belirginleştikçe, kendi kafamızdaki kırmızı çizgileri sorgulamadıkça o çizgiler kan kırmızı oluyor. Kırmızı kan olukları oluyor...



MİLLİYET

Monday, April 23, 2007

Birine kötü örnek olurum diye hız bile yapmıyorum

Birine kötü örnek olurum diye hız bile yapmıyorum

Eskiden sürat tutkunu olduğunu söyleyen Necati Şaşmaz, ‘Kurtlar Vadisi’nden sonra bu alışkanlıktan vazgeçmek zorunda kalmış. Şaşmaz: İnsanlar ‘bak Polat da hızlı gidiyor’ demesinler diye artık trafikte daha dikkatli ve kontrollüyüm

Fazla röportaj veren biri değilsiniz. Nasıl bir hayat sürüyorsunuz?

Hayranlarım beni yakından takip ediyor. Yıllar önce çıktığım bir TV programında ya da bir röportajımda söylediğim şeyler hakkında hatta minik detaylarla ilgili gelir, soru sorarlar. “Abi filanca kursa devam ediyordun, nasıl gidiyor” derler mesela. Ben bir röportajın satır aralarında söylemişimdir onu... Benim kişisel özelliklerimle ilgili şeyleri de biliyorlar. İsteyen benimle rahatlıkla iletişim kurar. İnsanlardan kaçan birisi olmadım hiç.

Peki ne yapıyorsunuz özel hayatınızda. Nelerle ilgileniyor, nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Sıradan şeyler işte... Spor yapıyorum mesela. Günde 3-4 saat fitness ve vücut çalışıyorum. Daha rahat hareket edebilmek için kendimize özel bir spor salonu yaptırdık. Fizyoterapistimiz de var. Onun denetiminde çalıyoruz. İmkan buldukça yüzmeye gidiyorum. Evimin altında bir sinema var. Bu benim için iyi bir imkan. Arayıp hangi filmlerin oynadığını soruyorum. Arkadaşlarımla buluşur, sık sık o sinemeda film izleriz.

MEDİTASYON ARACIM NEY

Yemek konusundaki tercihiniz nedir?

Yemek için genelde Anadolu Yakası’nı tercih ediyorum. Bu yakada pek takip edilme şansım da yok. Sık sık gittiğim balıkçılar, restoranlar var. Et ve balık yerim. Vejetaryen mönüleri de tercih ederim. Suşi de severim. Eğer Avrupa Yakası’nda işimiz varsa genellikle Ulus 29 ve Reina’nın restoran bölümünü tercih ediyoruz.

Ney çaldığınızı da duyduk...

Ney benim meditasyon aracım diyebilirim. Bütün sıkıntınızı ona üflüyorsunuz. Siz rahatlıyorsunuz müziği duyan da rahatlıyor. Bazen çok erken kalktığımda penceremin kenarında üflediğim oluyor. Profesyonel değilim tabii, benimki amatör bir uğraş.

Ney çalınması kolay bir enstrüman mı?

Neyden ses çıkartabilmek için 6 ay gibi bir zaman gerekiyormuş. Ama ben ilk üflemede ses çıkartınca daha da sevdim. Sonradan biraz ders aldım.

MAGAZİNİ TAKİP ETMEYE ÇALIŞIYORUM

Gazeteleri düzenli olarak takip ediyor musunuz?

Gün içerisinde gazeteleri okurum. Bütün gazetelerin önce birinci sayfalarına sonra köşe yazarlarına bakıyorum. En son okuduğum yer ise 3. sayfa ve spor sayfasıdır.

Magazin sayfalarını takip eder misiniz?

Magazin okuyorum, şundan dolayı magazinde bazen çok sivri uçlu sorular oluyor. O sorulara nasıl cevap vermem gerektiğini öğreniyorum. Çünkü ona sorulan başka gün sana da soruluyor. Gözlem ve takip anlamında bakıyorum. Ama öyle içine dalıp gittiğim bir dünya değil magazin.

Ya futbol, ona karşı merakınız nasıl?

Aslında hiçbir zaman fanatik olmadım. Takım tutmam mesela. Ama Milli Takım’ın tüm maçlarını izlerim. Tanıdığım oyuncular da var. Muhabbet ediyoruz, onlar bizim diziyle ilgili beğenilerini paylaşıyor, ben de maçla ilgili kritiklerimi söylüyorum.

Arabalara karşı bir merakınız var mı?

Öyle bir merakım yok. Geçmişte hızlı araba kullanmayı severdim. Bunun içinde ‘Ferrari’ye bineyim gaza basayım’ gibi isteklerim vardı. Hızlı da araç kullanırdım. Ama artık her yere şoförle gittiğim için ‘aman dikkatli sür’ diyorum. Hızlı gitme kimseden azar işitmeyelim. Çünkü insanlar ‘bak Necati Şaşmaz hızlı gidiyor’ diyebilir. Buna fırsat vermemek lazım.

TV’de 24 ve Oz izleyip 3D ile ilgileniyorum

Sinemaya ilginiz olduğunuzu biliyoruz. Hangi tarz oyuncu ve filmleri beğenirsiniz?

Al Pacino, Robert De Niro, Dustin Hoffman, Jack Nicholson tabii ki vazgeçilmezlerim. Son dönemde animasyon filmlerine karşı daha fazla ilgiliyim. Sanırım gelecekte bu tarz filmler sinemada çok önemli yer alacak. Oyunculuk olarak da kendimi ona hazırlamak için çabalarım var. Boş zamanlarımı değerlendirmeyi biliyorum. Beni belki görmüyorsunuz ama zamanım çoğunu 3D (animasyon programları) yapan arkadaşlarımla geçiririm. Teknolojiye karşı merakım var ama kendi alanımla ilgili ya da işimle olan kısmı beni ilgilendiriyor.

İlgiyle takip ettiğiniz diziler var mı?

- Friends, 24, Oz’u sayabilirim.

Başarı huzur getiriyor

Yaşım henüz genç olmasına rağmen yer aldığım dizi en çok izlenen yapımlar arasında. İlk sinema filmimiz ise rekor kırdı. Bunları görünce insan başarının getirdiği huzuru hissediyor.

Biz mafyanın acımasız yüzünü gösterdik...

Yenİ konseptimizde konsey yok. Gri, puslu bir hava hakim. Eskiden Polat, ülkeyi sömüren bir mafya örgütünü çökertmek için mücadele ediyordu. Yeni konseptte ise tek bir odakla değil pek çok kişiyle uğraşmak ve savaşmak zorunda kalacak... Kurtlar Vadisi’nde kadromuzdaki pek çok insan senaryo gereği öldü. Bunun nedeni mafyanın ne kadar tehlikeli ve ilişkilerin ne kadar hassas olduğunu göstermekti. İnsanlara o dünyanın ne kadar acımasız ve kötü olduğunu gösterdik.

Yaş 35 olunca insan istemese bile değişiyor...

35 yaşındayım, yolun yarısı yani... Bu güne kadar hayatımda pek çok şey değişti. Yıllar önce ABD’ye gittiiğimde tek kelime İngilizce bilmiyordum. Ama geldiğim noktada Andy Garcia ve Sharon Stone ile birlikte kamera karşısına geçtim. Amerikan sinemasının B sınıfı aktörleriyle aynı filmde oynadım. Bu bir oyuncu için dönüm noktasıdır. İnsan ister istemez hayata bakışı ya da onu algılama biçimi de değişiyor, gelişiyor. Kardeşimle, arkadaşımla olan ilişkilerim de daha iyi ve olgun bir noktaya ulaştı.

Barış KOCAOĞLU